Türk oyun ekosistemi, 50 milyon aktif oyuncusu ve yıllık yüzde 25’lik büyüme oranıyla ekonominin lokomotiflerinden biri haline gelmiş durumda. Sektördeki geliştiricilerin yüzde 90’ı maliyetleri düşürmek ve süreci hızlandırmak için karakter tasarımından müzik bestesine kadar her aşamada yapay zekadan faydalanıyor. Ancak bu teknolojik sıçrama, “Bu içeriğin sahibi kim?” sorusuyla büyük bir hukuki belirsizliğe yol açıyor.
ABD’de Emsal Kararlar: Telif Koruması Tehlikede
Küresel oyun pazarını şekillendiren ABD mahkemeleri, geçtiğimiz aylarda sonuçlanan Thaler v. Perlmutter davasıyla net bir sınır çizdi: Yalnızca yapay zeka tarafından üretilen eserler telif hakkı korumasından yararlanamaz. Bu durum, tamamen yapay zeka ile yaratılan bir oyun karakterinin veya arka plan müziğinin rakipler tarafından ücretsiz ve izinsizce kullanılabileceği anlamına geliyor. Türkiye’de ise 1951 tarihli Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun (FSEK) “insan yaratıcılığı” odağı, yapay zeka içeriklerini korumasız bırakma riski taşıyor.
Sektörün Yeni Kırmızı Çizgisi Dijital Rıza
Oyun sektöründeki dönüşüm içerisinde çalışan hakları da yer alıyor. ABD’deki SAG-AFTRA grevlerinin ardından 2025’te imzalanan toplu sözleşmelerle, ses aktörlerinin seslerinin yapay zeka ile klonlanması “açık rıza” ve “ek ücret” şartına bağlandı. Türkiye’de henüz bir sektör standardı bulunmaması, stüdyoları ileride geri dönülemez tazminat davalarıyla karşı karşıya bırakabilir.
Gamze Müge Kan: “Türk Stüdyoları Hazırlıklı Olmalı”
Konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede bulunan KYO Legal Ortak Avukatı Gamze Müge Kan: “Yapay zeka oyun geliştirme süreçlerini demokratikleştirse de hukuki riskleri de beraberinde getiriyor. Türkiye’deki mevcut mevzuatın 1950’lerin ruhunu taşıması, milyar dolarlık yerli projelerimizi küresel rekabette savunmasız bırakabilir. Özellikle yabancı yayıncıların (publisher) artık sözleşmelere ‘AI kaynaklı hak ihlali yoktur’ garantisi eklediğini görüyoruz. Türk stüdyoları, üretim süreçlerini en başından itibaren kayıt altına alarak ve hibrit üretim modellerini (insan-AI iş birliği) belgeleyerek bu riskleri yönetmek zorunda. Hukuk, teknolojinin hızına yetişmekte geç kalsa da stüdyolar proaktif davranarak kendi standartlarını oluşturmalıdır” dedi.
Bugün Önlem Almayan Stüdyolar, Yarının Telif Krizleriyle Karşı Karşıya Kalacak
Stüdyoların bugünden atması gereken adımları belirten Kan: “Stüdyoların bugünden atabileceği adımlar arasında; yapay zeka kullanımına ilişkin detaylı kayıt tutulması, tüm kreatif sözleşmelere AI maddelerinin eklenmesi, kullanılan araçların lisans koşullarının düzenli olarak incelenmesi ve uluslararası yayıncı sözleşmelerinin dikkatle yönetilmesi öne çıkıyor. Özellikle ses ve görsel üretim süreçlerinde açık rıza mekanizmalarının kurulması, ileride doğabilecek uyuşmazlıkların önüne geçmek açısından kritik önem taşıyor” açıklamasında bulundu.
Oyun sektöründe rekabetin hızla arttığı ve teknolojik dönüşümün derinleştiği bu dönemde, hukuki hazırlık artık uyum meselesinin ötesinde rekabet avantajı yaratmanın da anahtar unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin bu alandaki yolculuğu henüz başlangıç aşamasında olsa da, bugünden atılacak doğru adımlar sektörün geleceğini belirleyecek.























Comments