Toplamda 42 yılı aşan oyunculuk hayatımda en uzun süreli oynadığım belki de en favorim olan oyun serisinin kesinlikle Diablo olduğunu söyleyebilirim. Diablo IV’ün yeni serisi Lord of Hatred da beni hayal kırıklığına uğratmayan yeniliklerden biri oldu.
Daha öne Deckard Cain kaynaklı hayal kırıklıklarını burada yazmıştım. Madem abiler oyunun adını Diablo IV: Lord of Hatred – Karanlığın Kalbiyle Yüzleşmek koymuşlar, haydi gelin biz de mevzu ile hızlıca yüzleşelim.
Çoğu Diablo severin katılacağı üzere Blizzard, Diablo evreninde karanlığın dozunu artırma konusunda hiçbir zaman çekingen olmadı. Lord of Hatred ise bu karanlığı yalnızca estetikte değil, anlatı ve oynanışın merkezinde hissettiren bir genişleme (ya da konsept olarak ele alırsak güçlü bir tema güncellemesi) gibi duruyor. Oyunun kalbinde bu kez nefretin vücut bulmuş haliyle yüzleşiyoruz. Bu da Sanctuary’nin şimdiye kadarki en rahatsız edici yolculuklarından biri bana kalırsa.
Atmosfer ve Hikâye
Diablo serisinin en güçlü olduğu alanlardan biri atmosferdir ve burada çıta yine yüksek. Düşünsenize ilk seride Butcher’ın “fresh meat” nidalarıyla üzerimize gelmeye başladığı günden bu yana geçen zamanda hala hikaye ve atmosferin güzelliğini konuşuyoruz.
Lord of Hatred, Mephisto’nun etkisini sadece düşman tasarımlarında değil, dünyanın kendisinde hissettiriyor. Görevler daha kişisel, daha karanlık ve yer yer psikolojik bir ton taşıyor.
Karakterlerin motivasyonları daha gri; “iyi” ve “kötü” arasındaki çizgi neredeyse tamamen silinmiş. Hikâye anlatımı, klasik Diablo tarzındaki kısa sinematiklerden çıkıp daha yoğun diyaloglar ve çevresel anlatım ile zenginleştirilmiş.
Oynanış ve Mekanikler
Gelelim oynanış tarafına. Diablo IV’e oyun bilgisayarımda yaşadığım sorun nedeniyle PC değil de PlayStation’da başladığım için konsol kontrollerinin zorluğu nedeniyle 20. seviyede pes edip bir şekilde tekrar bilgisayara geçiş yapmıştım. Zira Diablo gibi karmaşık oyunlarda benim yaşımdakiler için konsol gerçekten eziyet.
Lord of Hatred’a tekrar dönecek olursak oynanış tarafında temel yapı korunurken bazı önemli dokunuşlar yapılmış gibi hissediliyor:
• Yeni düşman türleri daha agresif ve taktiksel düşünmeyi zorunlu kılıyor.
• Boss savaşları daha uzun ve çok aşamalı.
• Build çeşitliliği artmış; özellikle “corruption” (yozlaşma) benzeri mekanikler risk/ödül dengesini derinleştiriyor.
Bu da oyunu sadece “loot grind” olmaktan çıkarıp daha stratejik bir aksiyon RPG’ye yaklaştırıyor.
Görsellik ve Ses Tasarımı
Görsellik Diablo’nun en önemli tarflarından biri ve benden cesur birçok arkadaşımın vücudunda mutlaka Diablo serisi ile ilgili dövmeler var. Bu seride ise Sanctuary her zamankinden daha kasvetli. Renk paleti daha koyu, detaylar daha rahatsız edici. Özellikle zindan tasarımlarında grotesk unsurlar dikkat çekiyor.
Ses tasarımı ise beklendiği gibi üst düzey. Ancak mutlaka iyi bir ses sistemi/kulaklık ile oynamanızı öneriyorum zira ortamı en iyi hissettren unsurların başında da sese geliyor.
• Arka plandaki ortam sesleri gerilimi sürekli diri tutuyor..
• Müzikler boss savaşlarında dramatik zirve yapıyor
• Karakter seslendirmeleri oldukça güçlü.
Dedim ya iyi bir sistem ya da kulaklıkla oynamak neredeyse şart.
Artılar / Eksiler
Daha önceki incelemelerimi takip edenler bilir artıya, eksiye girmeyi çok sevmem am bu seferlik bu kuralı biraz da olsa esneteceğim.
Artılar:
• Yoğun ve karanlık hikâye tonu
• Geliştirilmiş boss savaşları
• Build çeşitliliğinde artış
• Atmosfer ve ses tasarımında zirve
Eksiler:
• Yeni oyuncular için karmaşıklık artmış olabilir
• Grind hala önemli bir yer tutuyor
• Bazı mekanikler yeterince iyi açıklanmıyor
Biterken
Diablo bitmez ama Lord of Hatred, Diablo IV’ün sadece bir devamı değil; onun karanlık tarafının derinleşmiş hali gibi geldi bana. Oyuncuya sadece güçlenme hissi değil, aynı zamanda bir çürümenin parçası olma hissi de veriyor.
“Abi sen iyiden iyiye Diablo fanboy olmuşsun” diyenlere saygım sonsuz ama Diablo’yu sadece “loot topla, kes-biç” oyunu olarak görenlerin bu yazıyı buraya kadar okumadıklarına da eminim. Diablo’ya has atmosfer, hikâye ve derinlik arayanlar için Lord of Hatred’ı ölümüne taviye edip özlü bir söz ile yazımızı bitirelim:
Şeytanınız Bol ÖLSÜN.


















Comments