GenelİncelemeManşet

Last of Us Part 2 İncelemesi: Güzel Bir Geçmişin Gölgesinde

0

Bundan 7 yıl önce PlayStation platformuna özgü bir oyun olan Last of Us ile çıktığımız zorlu yolculuk, oyuncuların zihninde silinmeyecek anılar ve izler bırakmıştı. Bulaştığı herkesi beyinsiz birer varlığa dönüştürerek uygarlığımızı harabeye çeviren ölümcül bir virüsün hakim olduğu dünyada, tedavi için belki de tek çare olan bir kız çocuğunun ve onu öz kızı gibi gören bir adamın umutsuz yolculuğunu ve bu yolculuğun ulaştığı beklenmedik sonu hangimiz unutabildik ki?

Last of Us, anlatım açısından kendi içinde başlayıp biten hikayelere mükemmel bir örnekti.  Öyle ki, insan bazen “Last of Us Part 2 diye bir oyunun olmasına gerek var mıydı” diye soruyor.

Bu soruyu kocaman bir evet ile cevaplamayı çok istedim. Ama keşke benim için bu kadar kolay olsaydı.

Kafası Karışık Bir İntikam Hikayesi

Last of Part 2’de olaylar Jackson adlı bir yerleşkede başlıyor. İnsanların bir araya toplanıp iyi kötü bir şehir hayatına uyum sağladığı, arada bir de zombi istilasından korunmak için sınır devriyesine çıktığı bu ortamda ilk oyunun kahramanları Joel ve Ellie’nin sohbetleri içinde buluyoruz kendimizi. Sonra bir şeyler oluyor, oyun bir intikam hikayesine dönüşüyor ve devamında elinizde bu intikam döngüsünden başka neredeyse hiçbir şey kalmıyor.

Öyle ki, oyunun başlangıcından 6 saat sonra bile elinizde kör bir intikam hırsından başka bir şey olmadan Seattle şehrinin yıkıntıları arasında dolaşırken buluyorsunuz kendinizi. Güzel olduğunu düşündüğünüz bir kitabı elinize alıp 200 sayfa okuduktan sonra hala asıl konunun ne olduğunu anlamamak gibi. Mutlak bir amacınız olmadan, karşınızdakilerle neden savaştığınızı dahi bilmeden, sadece karşınıza çıkan insanları (ve bir zamanlar insan olanları) boğazlayarak yolunuza devam ediyorsunuz.

Keşke oyunun yapımcısı Naughty Dog, oyunun mekaniğine ve grafiklerine özendiği kadar hikayeye de özenseymiş. Sanki başka bir şey yapmaya çalışmışlar. İlk oyunun hikayesini devam ettirmekten öte, ilk oyunda kurguladıkları karanlık dünyayı daha yakından keşfetmenizi sağlayacak detaylara daha fazla odaklanmış gibiler. Keşfedilecek ortamlar zenginleşmiş, enfekte zombilerin çeşidi artmış. Hatta oyunda birden çok zombinin bir araya gelip tek bir organizmaya dönüştüğü özel bir formla bile karşılaşıyorsunuz.

Ama temelde yaptığınız şey hep aynı. Bazen birkaç koşucuyla, bazen takırdayanlarla, bazen bunların daha iri formlarıyla, çoğu zaman da sizi intikam hırsından alıkoyacağını düşündüğünüz insanlarla savaşıp duruyorsunuz. Bazen de bu iki grubu birbirine düşürüp uzaktan seyrediyorsunuz. Ben mesela bu yeni oyunda çalılar arasında yürürken 3 metre boyunda enfekte olmuş bir ayıyla da karşılaşmayı beklerdim. Enfeksiyon henüz insandan hayvana geçmiyor demek ki.

Oyundan Çok Zombi Dizisi Gibi

Last of Us Part 2, hikayesini anlatırken zaman zaman oyuncuyu bakış açılarını değiştirmeye de zorluyor. Örneğin Ellie’nin beklenmedik cinsel tercihlerini birlikte keşfediyor, oyunun ortasında sizi nefrete boğan karakterin kontrolünü ele alıyor, tüm yaşananlara farklı bir gözle bakmaya alışıyorsunuz. Oyun bir yerde “iyi veya kötü yoktur, yaşananlar ve sonuçları vardır” demeye getiriyor. Yol boyunca gelişen sohbetlerle, yapılan espirilerle, iltifatlarla, itiraflarla neyin neden olduğunu, olayların nasıl bu hale geldiğini size aktarmaya çalışıyor.

Ne kadar becerebiliyor derseniz, eh işte…

Neyse ki hikayenin bu odaklanamamış, kafası karışık hali oyun mekaniklerine fazla yansımıyor. Kontroller gayet akıcı, kullanabileceğiniz geniş bir silah koleksiyonu ve bunlar için gelişmiş modifikasyon seçenekleri mevcut. Gizlenme ve dinleme seçenekleriniz oldukça çeşitli, açık alanlardaki savaşlar da yerine göre oldukça heyecanlı bir hal alabiliyor.

Manzaralar ve bulmacalar da yapımcının diğer ünlü oyun serisi Uncharted’ı pek aratmıyor. Çoğu zaman kendinizi birkaç araç gereç arama bahanesiyle dakikalarca etrafı karıştırırken buluyorsunuz. Aslında yolculuğunuz boyunca yaptığınız şey oyun oynamaktan oynamaktan çok Walking Dead izlemek gibi. Hele karakterlerin yüzlerindeki mimikleri ve duygusal değişimlerin neden olduğu izleri gördükçe acaba bir oyun değil de, bir zombi dizisi yapmaya mı uğraşmışlar diye geçiriyorsunuz içinizden.

Güzel Bir Geçmişten Kalan Serin Bir Gölge

Last os Us gibi harika bir hikayeyi devam ettirmeye çalışmak bence başlı başına cesaret isteyen bir girişimdi. Last of Us Part 2 iyi bir oyun olmasına rağmen maalesef anıları yeniden canlandırmakta ve aynı heyecanı vermekte yetersiz kalıyor.

Aslında bunu bir devam oyunu değil de kendi başına bir oyun olarak değerlendirsek işimiz biraz daha kolay olurdu. Belki de bu oyunun en büyük şanssızlığı, devam ettirmek için yola çıktığı başyapıtın gölgesinde kalmış olması.

Oyunu oynadığım saatler için pişman değilim. Bu yolculukta oldukça keyifli ve heyecanlı anlarım olduğunu inkar edemem. Fakat ilk oyunu oynamış ve yıllar sonra hala unutamamış biri olarak, böylesine büyük bir hikayenin devamında bu derece hunharca savrulmuş olmasına kızmadan edemiyorum.

Geçmişte kalan o güzel anıları bir kez daha canlandırmak isterseniz Last of Us Part 2’ye bir şans verebilirsiniz. Ancak üzerinizde bırakacağı etkinin ilki kadar kalıcı olmasını beklemeyin.

You may also like

Comments

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

More in Genel